Arşiv

Konuşmacılar

Prof. Dr. Yücel ALTUNBAŞAK

Sayın Başkanlar,

 

Değerli Basın Mensupları ve Konuklar, 1997 yılında TÜBİTAK, TTGV ve TÜSİAD olarak, teknoloji ve yenilikçiliğin önemine duyduğumuz inançla, bu yolda hareket eden kuruluşları ödüllendirmek üzere Teknoloji Ödülleri’ni oluşturduk.
Bu yıl onbirincisini vereceğimiz ödüllerin bugün bir marka haline gelmesi bizler için oldukça gurur verici. Özellikle de ödülün maddi bir getirisinin olmadığını, bir prestij ödülü olduğunu düşündüğümüzde...


Baktığınızda, Teknoloji Ödülleri gibi ödüllerin Türkiye için önemi Ar-Ge ve yenilik kavramlarını toplum gündemine taşımalarından ileri geliyor. Bugün Anadolu’nun herhangi bir köşesinde teknoloji üreten, Ar-Ge yapan bir firmaya gidin, size Ar-Ge’ye dair söyleyecek bir çift sözü mutlaka vardır. Çok değil bundan 5-6 yıl öncesinde, bırakın firmaları, üniversitelerimizde bu kavramların ne olduğunu bilmeyen araştırmacılarımız vardı.


Ar-Ge anlamında, yenilik anlamında ülkemizde gerçekten etkileyici bir dönüşüm yaşandı. Ve bu dönüşüm önemli bir mimarı da, bugün burada güzel bir örneğini gördüğümüz kurumlararası işbirliği, diyalogdur. Çünkü Ar-Ge ve teknoloji yarışında ön sıralarda yer almak istiyorsanız teknik altyapıdan hukuki altyapıya kadar geniş bir alanda, pek çok kurumun rol aldığı, etkileşimde bulunduğu bir yapı kurmanız gerekiyor.


Bugün Türkiye’nin bilim teknoloji politikalarına, stratejilerine baktığınızda da kurumlararası işbirliğine verilen önemi görebilirsiniz. Bir kere en başta ülkenin bilim ve teknoloji politikaları çok katılımlı bir ortamda alınıyor. Bu da beraberinde, ülkemizin ihtiyaçlarına odaklı, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretmemizi ve tüm paydaşların bu politikaları sahiplenmesini getiriyor.
Değerli konuklar,


Az önce Türkiye’nin Ar-Ge anlamında kültürel bir dönüşüm yaşadığından söz ettim. Sıra ikinci dönüşümde, sıçramada.
Peki bu sıçrama için, atılım için ne yapmamız gerekiyor? Bir şeyleri farklı yapmamız gerektiği ortada. Biz TÜBİTAK olarak bu sıçrama, atılım işine epeyce bir kafa yorduk, diğer ülkeler neler yapmış bunu araştırdık. Karşımıza ulusal yenilik ve girişimcilik sistemi çıktı. Ve iş dönüp dolaşıp bilgi ekonomisi paradigmasına geçişe geldi.


Geçmişte, biraz ülkemizin ekonomik koşulları ve risk ortamından, biraz da Ar-Ge ve yenilik farkındalığının, kültürünün gelişmemesinden ötürü daha çok al-sat ekonomisinde ilerledik. İmalatta verimlilik ekonomisini takip ettik; daha ucuza, daha verimli üretmenin peşinde koştuk. Bir şeyi sizden daha ucuza, daha verimli üreten birileri her zaman çıkacaktır. Rekabet avantajınızı verimlilik üzerine kurarsanız bu avantaj sürdürülebilir olmaz.


Eğer Türkiye olarak bir üst lige çıkmak istiyorsak verimlilik ekonomisi paradigmasını değiştirmemiz gerekiyor. Bilgi yoğun teknolojilere odaklanmamız, bilgi ekonomisine geçmemiz gerekiyor. Bunun da tek bir yolu var: Eğitim ve Ar-Ge’ye önem vermek. Gayrisafi Yurtiçi Hasılamız içerisindeki eğitim ve Ar-Ge harcamalarının oranını artırmak.


Şu an Ar-Ge harcamamız yılda ortalama %16 artış hızıyla 11 milyar dolara (Satın Alma Gücü Paritesi dolar cinsinden) ulaştı. Artış hızımızla Çin’den sonra dünyada ikinci sıradayız. Ve 2006 yılına göre İsrail, Avusturya, Belçika, Finlandiya ve Meksika’yı geride bıraktık.
2023 vizyonu ikinci sıçrama için iyi bir takvim. Bu 10 yıllık dönemi çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde bugün geldiğimiz noktada durmamız da mümkün olmayacak, gerilere düşeceğiz.


Bugün önümüzde önemli iki fırsat penceresi var. Biri genç nüfusumuz… Son yıllarda geliştirilen yenilikçi eğitim politikaları ile umuyorum ki bilim ve teknolojiye meraklı, araştıran, proje geliştirebilen, kendini ifade edebilen bir nesil yetişecek. Nüfusumuz yaşlanmadan bu fırsatı iyi değerlendirmemiz gerekiyor.


İkinci fırsat penceremiz ise özel sektörümüz.


Özel sektörümüz Ar-Ge ve yenilik anlamında şu an potansiyelinin çok altında bir performans sergiliyor. Örneğin, ihracatımızdaki teknoloji yoğun ürünlerin oranına bakın. Ar-Ge atılımının itici gücü olan yüksek teknolojili ürünlerin ihracatı, 2002-2010 yılları arasında yüzde 6,2’den 3,4’e düşmüş. Ülkemizden çıkan teknoloji odaklı global markalarımızın sayısı çok az. Özgün teknolojiler geliştiribilen başlangıç firmalarımızın sayısı yeterli değil. Bu tabloyu tersine çevirmede özel sektörümüze önemli görevler düşüyor.
Artık çok iyi biliyoruz ki, küresel pazarda rekabet edebilecek ürünleri geliştirebilmek için gereken teknoloji ve inovasyon faaliyetleri, firmaların tek başına, salt kendi imkanlarıyla kotarabilecekleri bir seviyenin ötesine geçmiş durumda. Bu noktada destek mekanizmaları önem kazanıyor.


TÜBİTAK olarak özel sektörümüze yönelik önemli çalışmalar yürütüyoruz. Sanayiye verdiğimiz destekler kapsamında, TEYDEB’te 4 tane ana destek programımız vardı. Bunların 3’ünü neredeyse tamamen revize ettik ve 3 yeni program daha uygulamaya koyduk. Sadece ithalatı ikame amaçlı değil, Ar-Ge vizyonu olan, dışarıya açık proje hedefleri koyduk.


Sistemin daha sonuç odaklı, daha çıktı odaklı işlemesine yönelik olarak verdiğimiz destekleri de gözden geçirdik. Türkiye’nin öncelikli alanlarını belirledik ve bu alanlarda çağrılara çıkıyoruz. Üniversite-sanayi işbirliğini tetiklemede önemli görevler üstlenen teknoloji transfer ofislerine yönelik önemli destekler veriyoruz.

 

Değerli Konuklar,


Bildiğiniz gibi, 11. Teknoloji Ödülleri’nin başvurularını Mart ayı itibariyle almaya başladık. Başvuru sayılarında her ödül döneminde artan bir trend var, umuyorum bu sene de 10. Teknoloji Ödüllerinde aldığımız başvuru sayısının çok çok üzerine çıkacağız.
Bildiğiniz gibi Teknoloji Ödülleri 4 farklı firma ölçeğinde veriliyor; mikro, küçük, orta ve büyük. 10. Teknoloji Ödülleri’nde finale kalan projelerin %60’ı KOBİ projesiydi ve %75’i ürün, %25’i ise süreç geliştirmeye yönelik projelerdi. Finalistlerin sektörel dağılımına baktığımızda da makina-imalat (%33), bilişim (%22) ve malzeme-metalurji-kimya (%18,5) alanlarının başı çektiğini görmüştük.
Bu veriler özel sektörümüze dair önemli tespitler barındırıyor ve bu sene nasıl bir tablo ile karşılaşacağımızı ben şahsen merakla bekliyorum.


Sözlerime son verirken, TTGV ve TÜSİAD'a verdikleri destek için tekrar çok teşekkür ediyor, siz değerli basın mensuplarından da bu alanları toplumun gündemine daha sık taşımanızı rica ediyorum.


11.Teknoloji Ödüllerine başvuruda bulunan ve bulunmayı planlayan tüm firmaları şimdiden kutluyor, hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

 

 

 

Geri